gözyaşı
Büyük çerçeveli camların gösterdiği dünyanın ıslak zamanı.
Günahlarım da yağmurla birlikte yıkanır mı bedenimden? Her damla kolkola tavanlar üzerinden kayıp giderken hangi günahın huzuruyla yüzüm gülüyor?
Sessiz kalmışım, damlaları dinliyorum. Her damla, vücuduma masaj yaparcasına şefkat dolu ve ince.
Elimi uzattığım yerden uzaklaşıyorum. Yağmur da acıtır mı? Acıtıyor işte. Az sonra bütün huzur kaçıp gidecek, biliyorum.
Hiçbir günah böyle akıp gitmeyecek. Ateş olup yerden ve gökten yağacak damlalar. Hangi yanımı tutsam derken çaresiz kalışımı görüyorum. Ateşten damlaların sel olup akışına tanıklık ediyorum. Derisi soyulmuş ellerim fersiz kulaçlarla çırpınıyor. Gidecek hiçbir mavilik yok ve ben nedense çırpınıyorum. Kötü olduğuna inandıklarımın ateş deryasına doğru sürükleniyorum. Her günahım, ayağımdaki ateşten kayaları daha bir ağırlaştırıyor. Bileklerim soyulmuş. Kemiklerim kopsa da çıksam, diyorum. Kötülüğe inanmasaydım yine de burada olur muydum? Nasıl bir el yetişecekti ki bana? Yanmış, kor olmuş oduna benzer kemiklerimi hangi el tutuverecekti? Neden çırpınıp duruyorum ki her seferinde battığımı bile bile? Yok olmak istemiyordum. Bu ateşten nehrin üstünde kemiklerim yeni deriler giyerken yaşıyorum. Her çırpınışımda ise çaresizce yok olmaktan korkuyorum. Her yanım eriyip dökülüp yeniden filizlenirken gözlerim neden yerinde duruyordu? Bu kadar işkence çektiren, dünyanın hangi görüntüsüydü? Anlık huzurlarımı bile aynalarda göremezken bedenimin hangi uzvunun isyanına şahitlik ediyordum? Bir damla gözyaşı düşüyor, dehşetin perdesinin aralandığı zamansızlıkta. Her seferinde batışlarım olmasa zaman beni izleyip keyif çatıyor, diyeceğim. Gözyaşlarımı biriktiriyorum koynuma. Göz pınarlarım kuruyana dek kendimle kalışlarımı görüyorum ve her nerdeyse huzur yine olması gerektiği yerde değil.
